16-18) İSMET PAŞA'NIN MECLİS'TE RAUF BEY'E VERDİĞİ CEVAPLAR

 

Efendiler, Rauf Bey'e cevap veren ve değerli görüşler ileri süren konuşmacılar çoktu. Bu arada İsmet Paşa da güzel bir konuşma yaptı. İsmet Paşa'nın, okunması her zaman yararlı olabilecek ,bazı sözlerini de aktaracağım.

İsmet Paşa: ''Köklü bir devlet şekli söz konusu olduğu zaman düşünce ve duygularımız kendi aramızda kalmaz. Onları takip eden bütün bir dünya vardır'' dedikten biraz sonra, 'Cumhuriyet'in ilanı bir milletin kutsal bir ideali, bir ateşi, bir ülküsü gibi ortalığı sarar.

Cumhuriyet ilân edildiği zaman, o milletin bütün hararetini gösteren her türlü belirtiler ortaya çıkar. Eğer bir memlekette Cumhuriyet'in ilân edildiği günlerin üçüncüsünde, beşincisinde, hakları ortadan kaldırılmış bir şehzade meydana çıkar da Cumhuriyet'e karşı bir tavır takınırsa. . ., dünya ve dünya düşünürleri bu Cumhuriyet'in kuvvetinden şüphe eder'' sözleriyle başlayarak Cumhuriyet'in ilanı üzerine İstanbul da alınan durumun vereceği zararı açıkladı.

İsmet Paşa, Rauf Bey'in konuşmasını tahlil ederken ''millî hâkimiyet esastır, diyenlerin bu sözlerinden, tereddüt ve endişeye kapıldıkları anlamını çıkaramayız'' dedi. Ondan sonra, İsmet Paşa, Rauf Bey'e hitaben: ''Rauf Bey! Siyaset yapıyoruz. Yanlışları birer birer göstermeliyiz. Hattâ siz basit bir iş adamı gördünüz mü ki, daha işe başlarken sermayesini tehlikeye koyduğu düşüncesindedir ve başaramayacağını bile bile parasını tehlikeye atmıştır? Bir işe başlayan adam, daima sonundaki başarıyı garanti altına alır ve öyle başlar. Kaldı ki, böyle inkılâp zamanlarında, hükûmet ileri gelenleri ve bir siyaset adamı herhangi bir şüphe gösteremez. Bu hatâdır. Hatâ ettiniz Rauf Beyefendi!''dedi. Bundan sonra, İsmet Paşa, Rauf Bey'in ''üst tabakada şekil değiştirerek devletin çıkarlarını gözetmeyi, milletin ihtiyaçlarını gidermeyi düşünmek affedilmez bir hatâdır'' şeklindeki sözlerine cevap verirken, ''affedilmez bir hatâ olan, bu kadar hassas günlerde bir noktada yoğunlaşması gereken manevî kuvvetleri, inkılâp kuvvetlerini şu veya bu noktada kararsızlığa düşürmektir. Bu, bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek affedilmez bir hatâ işlemek olur'' dedi.

İsmet Paşa, Rauf Bey'den şunu da sordu: ''Devlet Başkanlığı meselesini çözmek istiyordunuz. Nasıl çözecektiniz? Kaç ihtimal vardı?

İsmet Paşa, acele edildiği iddiası ile ilgili cevabında: ''Arkadaşlar'' dedi, ''tabiî sayılan bir sonuç için acele etme söz konusu değildir. Ancak hatâ sayılabilecek olan noktalarda acele etmiş olmak söz konusu edilebilir.''

''Cumhuriyet aceleye getirilerek ilân edildi denmekle, o gün ilân edilmeyip de altı ay sonraya kalsaydı, belki başka bir şekil ortaya çıkardı anlamına yol açılıyor ki, asıl bu mânâda acele edilmiştir.''

Rauf Bey, konuşmasında, bizim Cumhuriyet ilânındaki davranışımızı eski Genel Merkez (218) işleri gibi göstermek istedi.

İsmet Paşa, bu noktaya cevap verirken dedi ki: ''Bu memlekette Genel Merkez hayatını yaşatmış ve onu yıllarca savunmuş olan temsilciler ve gazeteciler de kendi görüşünü savunuyorlar. Rauf Bey'in görüşünü ellerinde silâh olarak kullanıyorlar. Bu, bedbahtlıktır!'' Rauf Bey, daha sonraki konuşmasında bu sözlere şu yolda cevap verdi: ''Genel Merkez ifadesiyle yaptığım imâları Tanin gazetesi bir silâh gibi kullanmıştır; Yemin ederim ki, Efendiler, Tanin kullanmış, Tevhid-i Efkâr kullanmış, ben bilmiyorum.

İsmet Paşa, Rauf Bey ve arkadaşlarının Halife'yi ziyaretleri hususuna dokunarak şunları söyledi: ''Halife'yi ziyaret konusu, halife konusudur.''

''Devlet adamı olarak, hiçbir zaman hatırımızdan çıkaramayız ki, hilâfet orduları bu memleketi baştanbaşa harabeye çevirmişlerdir. Bir gün yeniden hilâfet orduları kurulabileceğini aslâ gözden uzak tutmayacağız... Türk milleti en büyük acıları halife ordusundan çekmiştir. Bir daha çekmeyecektir.''

''Bir hilâfet fetvasının bizi I. Dünya Savaşı felâketine sürüklediğini hiçbir vakit unutmayacağız. Bir hilâfet fetvasının, millet ayağa kalkmak istediği zaman, ona düşmanlardan daha alçakçasına hücum ettiğini unutmayacağız.''

''Tarihin herhangi bir devrinde, bir halife, kafasından bu memleketin mukadderatına karışma isteğini geçirirse, o kafayı mutlaka koparacağız!''

İsmet Paşa, ''bravo'' sesleri ve alkışlarla karşılanan bu sözlerine, şunları da ekledi:

''Herhangi bir halife, düşünce ve davranış olarak, gelenek ve usule uyarak, gizlice veya açıktan açığa Türkiye'nin kaderinde söz sahibi imişçesine bir tavır almak isterse, Türkiye devlet adamlarını ödüllendirirmiş gibi bir zihniyetle düşünürse, bunları memleketin hayat ve varlığı ile taban tabana zıt sayacağız, hareketlerini vatan hainliği olarak kabul edeceğiz.''

İsmet Paşa, konuşmasının sonunda şu hususu da söz konusu etti: ''Rauf Bey, konuşmalarında geçen ve bizim taban tabana zıt bulduğumuz noktaları geri alarak bu parti içinde kalmak kararında mıdırlar? Yoksa, siyasî konuşmalarında bizimle tam zıt olarak gördüğümüz noktalarda ısrar ederek, partimizin dışında ve Meclis'te bizimle karşı karşıya çalışmak kararını mı verecekler? Karar kendilerine aittir.''

Rauf Bey, tekrar uzun uzadıya kendini savunarak parti kurmayacağını, partiden çıkmayacağını söyledikten sonra, Genel Kurul'un acıma ve hoşgörme duygularını harekete geçirerek ve konuşmasına yumuşak sözlerle son vererek, toplantı salonundan ayrıldı.

Konuşmacılar, karşılarında cevap verecek kimse bulamadılar. Rauf Bey, yanıldığını itiraf ederek cumhuriyetçi olduğunu söylediğine göre, görüşmeler yeterli sayıldı. Halkın kafasında uyandırılmış olan şüpheleri gidermek için, gazetelerde bildiriler yayınlanması, ayrıca, görüşmelerin tutanağının da bastırılıp dağıtılması kararıyla yetinildi.

Şimdi Efendiler, bu karar neyi ifade eder?

Rauf Bey'in çapraşık ve iki anlamlı sözleri, Parti'yi acaba onun gerçekten cumhuriyetçi olduğuna inandırabildi mi? Rauf Bey'in, Parti içinde, bizimle aynı duygu ve görüş sahibi olarak çalışabileceği kanaatı doğdu mu?

Partinin bu kararı, görüşmelerin gerçek sonucunun gerektirdiği karar mıydı? Elbette ki hayır! . .

O halde, bu eksik kararla yetinilmesindeki sebep ve tesir neydi? Bu noktayı birkaç kelime ile açıklayayım. Rauf Bey, konuşmasının başından sonuna kadar, aldığı tavır ve konuşma üslûbuyla parti üyelerinin hoşgörü ve yumuşaklığına sığınmış gibiydi. Bundan başka, Rauf Bey, konuşmasında o kadar demagoji ve safsata yapıyordu ki, sözlerinin ne dereceye kadar ciddî ve samimî olduğunu hemen anlamak Genel Kurul için kolay değildi. Bu sebeplerin de üstüne çıkan en önemli psikolojik sebep, itiraf etmek gerekir ki, ''sorumsuz, oldubitti, Cumhuriyet'ten sonra, şekil'' kelimeleri üzerinde yapılan olumsuz propaganda, duygu ve düşünceleri kararsızlık ve gevşekliğe sürüklemişti.

Durumu, Cumhuriyet tartışması dışında, İsmet Paşa ve Rauf Bey çekişmesi gibi görenlerin düşünüşlerinin de anlamsız bir kararla yetinilmesine yol açtığı şüphesizdir.

Efendiler, bu karar yüzünden Rauf Bey ve arkadaşlarına bir süre daha partinin içinde partiyi yıkma fırsatı verilmiş oldu.

İstanbul'daki bazı gazetelerin memleket ve Cumhuriyet'in yüksek yararlarına zarar verici nitelikteki yayınları da, orada öyle bir hava yarattı ki, Meclis, İstanbul'a bir İstiklâl Mahkemesi göndermeyi zarurî gördü.